Ağrınızla Aranızdaki İlişki Bitmek Bilmeyen Bir Birlikteliği Dönüştüyse Bu Yazıyı Muhakkak Okuyun Derim!

Ağrılarınızla aranızda ki ilişkiniz bitmeyen bir birlikteliğe dönüştüyse, bir türlü geçmeyen uzun süreden beri var olan ağrılarınız varsa diğer bir deyişle tıp dilinde kronik olarak adlandırılan bu ağrıya sizde sahipseniz çözümü uzaklarda değil kendi içinizde aramalısınız derim.

Genellikle fiziksel ağrı bir insanı hala duygusal bir iş olduğu konusunda uyarmak için işlev görür ve sinir sisteminde çözülmemiş bir travmanın bir işareti olabilir. Bir kişi bir travmanın duygusal etkisini yaşayıp üzülse bile sinir sistemi hala farkında olmadan hayatta kalmak için uyaran durumda olabilir.

Yapılan araştırmalar, kronik ağrıya sadece fiziksel yaralanmaların değil aynı zamanda stres ve duygusal sorunlardan da kaynaklanabileceğini göstermiştir. Özellikle Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) oluşmuş bir bireyin yaşadığı travma sonrası kronik ağrı geliştirme riski aynı şartlara sahip ancak Travma Sonrası Stres Bozukluğu yaşamayan kişiye oranla daha yüksek olduğu Bilim Dünyasınca kabul görmüştür.

Kronik ağrı, doğal iyileşme sürecinin izin vermesi gerekirken fizyolojik sistemle uyumlanamayan bir problemden ötürü geçmeyen uzun süreli fiziksel ağrı olarak tanımlanabilir. Geçmeyen ve kronik olarak adlandırılan bu ağrı; yaralanma, fiziksel veya duysal travma, beslenme bozuklukları, hareketsiz yaşam, nevraljiler ve nöropati olarak adlandırılabilecek sinir sistemi bozukluklarından kaynaklanıyor olabilir. Peki ya hiç bir fizyolojik, patolojik, anatomik bozukluk yoksa ya da bu rahatsızlıklardan her hangi birinin yokluğundan muzdarip ise?

Kronik ağrı yaşamı demir parmaklıklar arkasına hapseden bir bozukluktur aslında bunu özellikle yaşayanlar çok iyi bilir. En mutlu anınızda dahi asla onu unutmamanızı isteyen gizli bir düşmandır aslında vücudunuza. Kişinin rahatça hareket etme kabiliyetini zayıflatabilir, normal işleyişini engelleyebilir ve rahatlama arayışıyla birlikte çok daha büyük bir problem olacak ağrı kesici, kas gevşetici kısacası kimyasal bir bağımlılığa neden olabilir. Bunların da çözümsüz kaldığını görmek kişiyi genellikle umutsuzluk, depresyon ve kaygı gibi duygusal bozukluklara iterek içinden çıkılmaz bir bataklığa sürükleyebilir.

Birçok kişi en basit haliyle duygusal bozuklukların ya da ani duygusal değişikliklerin ve duygusal stresin mide bulantılarına, bağırsak sendromuna ve baş ağrısına neden olabileceğini zaten biliyor ancak bunun diğer fiziksel şikayetlere, hatta ve hatta en önemlisi kronik bir ağrıya neden olabileceğini bilmeyebilir. Fazla mesai, daha endişeli ve stresli olmak, kasların normalden daha gergin hale gelmesini zamanla da yeteri kadar performans sağlayamayacak olması kronik ağrıda duygusal değişikliklerin ispatıdır aslında.

Daha belirsiz bir şekilde, çözülmemiş duygusal sorunlar nedeniyle psikosomatik semptomlar veya stresle ilişkili semptomlar gelişebilir. Bunlar yeni keşifler değildir. Araştırmacılar bu bağlantının önemi nedeniyle akıl / beden karşılıklı ilişkisini uzun yıllardan bu yana inceledi hala da incelemektedir. Araştırma uzmanları travmatik bir olay yaşamanın ağrının gelişimini etkileyebileceğini fark ettiler. Aslında, kronik ağrılı hastaların yaklaşık% 15-30'unda Travma Sonrası Stres Bozukluğu olduğunu saptadılar. Yani geçmeyen ve kronik olarak adlandırılan ağrıların altında bir duysal bozukluk saptadılar. Çoğu araştırmacı TSSB'nin travmanın kesin bir tanımını yapamamakla birlikte tipik bir travma tepkisinin; uyuşma, aşırı uyarılma, aşırı uyanma, kabuslar, olaylara karşı anormal tepkiler çaresizlik ve kaçınma davranışları gibi fizyolojik ve psikolojik belirtileri içerebileceği konusunda hemfikirler. Dünyaca ünlü Psikolog ve Travma Uzmanı Peter A.Levin'e göre bu durum; "Algılanan bir tehdide cevap verme becerimizin bir şekilde ezici olduğu" açıklaması bu kuramında bir ispatı niteliğindedir aslında.

Travmatik bir olay sırasında, sinir sistemi hayatta kalma moduna geçer (sempatik sinir sistemi) ve bazen yeniden normal, rahat moduna dönme konusunda zorlanır (parasempatik sinir sistemi). Sinir sistemi hayatta kalma modunda kalırsa (sempatik sinir sistemi) kortizol gibi stres hormonları sürekli salınır ve kan basıncında ve kan şekerinde artışa neden olur ve bu da bağışıklık sisteminin iyileşme kabiliyetini azaltır. Vücut sürekli sıkıntı yaşadığında fiziksel belirtiler farklı şekillerde ortaya çıkmaya başlar.

Travmanın kronik ağrı ile güçlü bir bağlantı içerisinde olduğu keşfedildiğinden psikoterapi ve fizik tedavi kombinasyonu şeklinde ki bir çalışma stres ve kronik ağrıyı gidermede en mantıklı ağrı yönetimi seçeneğidir aslında. Nitekim Avrupanın genelinde bir çok ülkede ağrı kliniklerinde bu şekilde uygulamalar mevcuttur. Psikonöroimmünoloji, osteopati, egzersiz, kasları harekete geçirmek ve daha fazla katkı sağlamak adına gün ışığında yürüyüş, doğru beslenme gibi holistik (bütüncül) yaklaşımlar kronik ağrıların çözümlenmesinde büyük katkı sağlayacak yaklaşımlar bütünüdür.

Paylaş
Sorun Cevaplayalım