Strukturel İntegration Terapi

Strukturel İntegration Terapi

Yapısal entegrasyon yöntemi ilk Dr.Ida Rolf tarafından geliştirilmiştir. Terapinin amacı gövde yapısını terapi ederek insanın kolayca ve özgürce serbest hareket etmesini sağlamak ve ruhsal olarak kişiyi olumlu bir şekilde etkilemek ve vücudun kendi kendini iyileştirme gücünü harekete geçirmektir. İdeal bir vücutta hareket kabiliyeti ve vücudun dengesinde bir sorun bulunmaz, Strukturel İntegration Terapi ile manuel olarak bağ dokusu veya kasların hareket kabiliyeti sağlanır. Terapinin amacı ağrı olmadan hareket kabiliyetini arttırmaktır. Yani vücut yapısın sürdürülebilir terapi imkanları sağlanır.

Kazalar, hastalıklar, rahatsız bağırsak fonksiyonlarından kaynaklanan, operasyonlar, duruş ve hareket alışkanlıklarından kaynaklanan yapısal farklılıklar , yerçekiminin üzerimizdeki etkisi , her türlü duygusal sorunlar , kronik stres , travma vb. tüm bu faktörler yaşam öyküsü üzerinde birleştirerek yapısal kalıpları , yani miyofasyal dokusunda mekansal ve gerilim koşulları sağlamlaştırarak terapi edilir.

Hareket veya duruş problemleri üzerinde kısıtlamalar bazen kronik ağrı koşulları ile ilişkilidir. Burada, çocukların kısa sürede durmak ve koşmak gibi, kendi yakın çevresindeki insanları idol olarak görüp taklit etmesi önemli rol oynamaktadır.

Çocuk (7-14 yaş) yaklaşık yeterli sensorimotor (duyu durum) koordinasyon eksikliği. İlköğretim okullarında kazaların artması koordinasyon eksikliği gözlemlenmektedir.

Dişlerin konumu, yüz iskelet ve kafatası tabanı değişimi, bunlar gövde ve başın duruşu, çiğneme kaslarının yeterince hareket ettirilmemesi günümüzde yaygın bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Bu gibi sorunlar strukturel integration terapi, Osteopatik terapi ve psikonöroimmünolojik terapi ile birlikte çözülmektedir. Özellikle ergenlik çağında yerçekimi etkisi altında kalan torasik vertebra veya anterior spinalin deformasyona uğraması, duygusal sorunlar, kişinin bir an önce yetişkin olma isteği sebebiyle olucan mecburiyet omurganın gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir.

"Hans Georg Brecklinghaus" 3 boyutlu omurga eğriliği (Skolyoz) sorununun genellikle strukturel integration, osteopati ve psikonöroimmünoloji ile birlikte uyum içinde uygulandığında en iyi sonuçların alındığını belirtiyor. Aslında başlangıçta görünmeyen veya önemsenmeyen düztaban, yürüme bozuklukları, fiziksel engeller, özgüven eksikliği gibi sorunlar hareket sisteminin gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Astım sorunlar, yanlış nefes, sürekli gerginlik, aşırı yorgunluk gibi nedenler kas hareket mekanizmasının doğru çalışmasını etkilemektedir. Özellikle ergenlik çağında aşırı kilo büyük bir sorun olarak karşımıza çıkmakta ve kişinin gövdesinin tamamını düzgün bir şekilde kullanmasını kısıtlamaktadır. Bir yandan çok fazla enerji diğer yandan hareket kısıtlılığı gövdenin yapısını olumsuz yönde etkilemektedir. Duygusal zorluklar, (ebeveyn kaybı) gibi sorunlar gelişimde sorun teşkil etmekte, stres, iştahsızlık, kronik gerginlik, baş ağrısı, konsantrasyon eksikliği vb. sorunlar günümüzde artmaktadır.

Paylaş
Sorun Cevaplayalım